Sosyal medyada bir çok kaynakta anlatılan bir hikaye vardır;

“Napoli’de bir kafe.
İşe gidenler sabah kahvelerini içmek için uğruyorlar. Kapıdan bir adam giriyor, ”İki kahve, biri askıya” diyor.
Bardaki adam müşteriye bir kahve veriyor, arkasındaki duvara bir kağıt yapıştırıyor.
İki dakika sonra bir başka müşteri geliyor. O da “iki kahve, biri askıya” diyor.
Kahveci bir kahve veriyor. Duvara bir kağıt yapıştırıyor.
Sonra bir başkası geliyor.
O üç kahve istiyor. Ama ikisi askıya…
Kahveci bir kahve veriyor, duvara iki kağıt yapıştırıyor.
Aradan iki dakika geçiyor, içeri gariban kılıklı bir adam giriyor.
“Bir kahve” diyor, “askıdan”.Kahveci kahveyi veriyor, duvara yapıştırdığı kağıtlardan birini alıp atıyor.”

Askıda kahve uygulamaları bir PR faaliyeti mi?

Bu hikaye Türkiye’de o kadar beğenildi ki neredeyse sosyal yardımlaşmanın bir numaralı simgesi haline geldi. Bunun yanında kahve esnafı değil belki ama en çok ekmek fırınlarının ve simitçilerin satış ve reklam aracına dönüştü.

Bir çok ekmek ve simit fırınının camında askıda ekmek veya askıda simit bulunur yazısını görebiliyorsunuz. Bu sosyal yardımlaşma olayı başlangıç olarak bir keyif paylaşımı iken bizde fakirlerin karnını doyurma aracı olarak görülmeye başlandı. Bence bu konu yanlış bir şekilde evrildi ve yanlış anlaşıldı. Bizim kültürümüzdeki sadaka kültürüyle harmanlandı ve garip bir hale geldi.

Fakir insanların karnını doyurmaya yönelik olarak devletin, belediyelerin kurumları ve hatta çeşitli vakıflar var. Bu kurumlar ihtiyaç sahiplerinin tespiti ve temel ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli çalışmaları yapmakla görevli. Temel ihtiyaçların karşılanması işi sadece bu kurumlarda görevli insanların görevi olmalı ve sadece buradaki eğitim almış görevli insanlar muhatap olmalı.

Aksi halde cadde üstündeki bir fırının diğer müşterilerden aldığı parayla ihtiyaç sahiplerinin karnının açlığını gidermesi bir çok açıdan sorun çıkarmaya aday. Askıda kahve uygulamasında kahve temel ihtiyaç maddesi değildir. Hele kafede içilecek bir fincan kahve hiç değildir. Evde içilen kahveden en az 7-8 kat maliyetlidir. Burada da zaten amaç mali durumu bu keyfi yapmaya yetmeyenlere bir küçük güzellik yapıp bu keyfi yaşamasını sağlamak. Yoksa ihtiyaç sahibinin günlük kahve ihtiyacını karşılamak değil. Askıda kahve olmadığı bir zamanda gelen insana askıda kahve olmadığını görmenin bir zararı yoktur, olmasa da olur.

Oysa iş simit ve ekmeğe geldiği zaman olay tamamen başka bir boyut alıyor. Bunlar ihtiyaç sahiplerinin karınlarını doyurdukları temel ihtiyaç maddeleridir. Askıda ekmek kalmadığını gören ihtiyaç sahibinin durumunu, kafedeki kahve içmek isteyen insanla karşılaştıramayız. Askıda ekmek kalmadı, bugün de ekmek yemeyiver denmemeli. Yukarıda da dediğimiz gibi sosyal kurumlarla zaten hiç bir vatandaş bu ekmeğe muhtaç olmamalıdır. Fakirin ekmeği sokaktan geçen, fırın ve simit müşterisinin insafına ve o günkü ruh haline bırakılmamalıdır.

Yetkili kurumlarda denetim mekanizmalarıyla yaptığınız yardımların düzgün bir şekilde harcandığı kontrol edilebilirken, fırıncı ve simitçilerin parasını peşin ödediğiniz bu temel ihtiyaç maddelerinin tamamının dağıtılıp dağıtılmadığı, ihtiyacın ne kadar olduğu, ya da uygun yerlere ulaştığı gibi konular hep ortada kalacaktır. Camlarına kocaman kocaman ASKIDA EKMEK yazan bu yerlerin yetkinliği zaten tartışmalı bir konu. Halktan fakirler için toplanan paraların dağıtılması son derece hassas bir nokta. Bu sistemde satıcı hiç bir risk almamakta, müşteri parasını verirse askıya ekmek koymakta, bununla iyilik yapan bir işletme gibi gözüküp reklamını da yapmaktadır. Bu gibi bir ihtiyaç varsa bu mutlaka kamu kurumları, belediyeler veya vakıflar yoluyla yapılmalıdır.

Askıda kahve olayı bir keyif paylaşımıdır ve sosyal güvence kapsamındaki temel haklar ve devletin güvencesindeki haklar ile karıştırılmamalı, fakir doyurma olayına girmeden doyumluk değil keyiflik olarak kalmalıdır.

Askıda bir şeyler ısmarlanacaksa, kahve olmalı, çay olmalı, lunapark bileti olmalı vb. ama orada kalmalı. Keyifle kalın.