Köşe yazarı köşesinden yazıyor; “-Bir sade vatandaş olarak soruyorum” diyor. Neden ki?

Sen zaten toplum adına görev üstlenmiş, adına gazetecilik denen işi profesyonel olarak yapan, bu yazıyı yazarak para kazanan, bu sebeple de topluma karşı sorumlulukları olan bir insansın. Toplum adına denetleme görevi yapan bir konumdasın. Gazetede anca bir gazeteci, köşe yazarı olarak sorarsın, anlatırsın, tekliflerde bulunursun. Eğer bir sade vatandaş olarak bir şey yapmak istiyorsan git dilekçe yaz gerekli makamlara. Sade vatandaş olarak yazmak, köşeni, gazeteni kişisel çıkarların için kullanman demek değil mi?

Bazı abiler var, televizyonda zaman zaman görüyoruz, bir konuda konuşurken “Bir vatandaş olarak söylüyorum” diye başlıyor cümleye.

Biz de tırışkadan vatandaşlar olarak dinliyoruz, ne diyecek acaba “bir vatandaş olarak” diye. Bazen ısrarcı da oluyorlar “ben vatandaş değil miyim kardeşim? bir vatandaş olarak konuşamaz mıyım” diyerek.

 

Tırışkadan cevap veriyoruz: -Hayır sayın abim, bir vatandaş olarak konuşamazsın, bir vatandaş olarak soru da soramazsın. Çünkü oraya seni bir vatandaş olarak çağırmamışlar. Bir özelliğin var ki oradasın. Sıradan bir vatandaş değilsin yani. Sen sıradan vatandaşın dokunulmazlık ve ayrıcalıklarına sahip değilsin o esnada. Senin başka başka ayrıcalıkların ve sorumlulukların var.

Ya belli bir uzmanlığın var, ya bir makamın var, ya da toplumda konuyla alakalı bir görevin var ki o konuda bu özelliklerinin gerektirdiği fikirlerin ve soracağın sorular nedeniyle oraya çıkarmışlar seni. Zaten sokaklarda elinde mikrofon veya anket kağıtlarıyla bir takım abiler ablalar sıradan vatandaşın fikir ve sorularını alıp yayınlıyorlar. Yetkisi ve sorumluluğu olmayan sıradan vatandaşlar, çeşitli kanallardan zaten anlatmışlar derdini ki bir mevzu olmuş sana başvurmuşlar.

 

Sen tutup ta “-Ben şimdi bir vatandaş olarak soruyorum” dediğin zaman hem vatandaşın rolünü çalıyor, hem de kendi işini savsaklıyorsun. Bir muhtarsan örneğin, mahallenin sorunlarından yakınamazsın bir vatandaş olarak. Hatta bir esnafsan mesela, sıradan bir vatandaş gibi şikayet edemezsin alışveriş mevzularından. Senin ömrünün yarısı tezgahın öbür tarafında geçiyor, sıradan vatandaş gibi bilemezsin tezgahın bu tarafını. Bir doktorsan sağlık sisteminden ancak doktor olarak, bir doktoru rahatsız eden yanlarıyla şikayet edersin. Hasta olarak ta bırak doktor olmayan milyonlarca insan konuşsun.

Bu iki hatta üç dört şapkalı olmaya hevesli abiler, konuyu kendi istedikleri yere çekebilmek için, bir kamu görevlisi olarak, biraz sonra konunun uzmanı olarak, olmadı olayın mağduru olarak, yeri geldi mi sıradan bir vatandaş olarak mevzu hakkında konuşurlar. Sadece şapka, pozisyon değiştirmekle kalmaz, konuları tartışırken mekan değişimleri de yaşarlar. Bir cümlesinden Japonya vatandaşı olduğu, beş dakika sonra başka bir cümlesinden ailesinin Afrika’da yaşadığı, on dakika sonra bir cümlesinden Hakkari’de çalıştığını, ama galiba hafta sonlarını da Kopenhag’da geçirdiği gibi sonuçlar çıkarabilirsiniz. Bu mekanlarda dolaşırken zaman olarak ta esnektir, Göktürklerin zamanına kadar istediği dönemlerden örnekler verebilir.

İşine nasıl gelirse artık; hangi zamanda, mekanda, hangi makamda, hangi pozisyonda, hangi şapkayla isterse konuşur. Tırışkadan bir vatandaş olarak tekrar etmek istiyorum;

Bir kişi belli bir konuma, makama gelmişse, özellikle toplumda yönetim ve sorumluluk makamlarında ise, sıradan bir vatandaş olarak konuşma hakkı kalmamıştır. Çantada birden çok şapkayla dolaşıp durup durup değiştirmek bu hakkı vermez. Birden çok şapkanız da olmamalıdır zaten. Özellikle ulasal ölçekte etkili ve önemli makamlarda bulunan insanlar tek şapkayla dolaşmalıdır. Bakan olduysanız sıradan bir vatandaş olma hakkını çoktan kaybetmişsinizdir örneğin ve ülkenin halinden sıradan bir vatandaş gibi şikayet etme hakkınız da kaybolmuştur.