Havalar ısındığı zaman karıncalara bir haller olur. Bol bol üreyen ve büyüyen bu hayvancıklar evlere, ve haliyle yiyeceklerin peşinden giderek özellikle de mutfaklara musallat olurlar. Ev ahalisi de ilk başlarda bu durumu belgelsel tadında izlese ve ilginç gelse de bir süre sonra iş çığrından çıkar ve çözüm yolları aranır.

Karıncaların kültür ve inanç dünyasındaki ayrıcalıklı yerleri bu çözüm yollarını daraltır. Neticede, karıncalar çalışkan, bir miktar kutsal ve sevimli yaratıklar olarak yer alır dünyamızda. Haşere sınıfına sokulmaz, pis, mikroplu ya da zararlı küçük böcek sınıfında değerlendirilmezler. Fakat yine de kimse evini, mutfağını, ekmek kutusunu, kavanozlardaki şeker, bakliyat gibi yiyeceklerini büyük bir karınca sürüsü ile paylaşmayı istemez. O halde ne yapılır; hazreti google açılır, sorulur ve çıkan sonuçlardan en barışçıl olanlardan başlanarak bu güzel varlıklar, asla öldürülmeden, mümkünse kendilerinin kalbini kırmadan evin dışına yönlendirilmeye çalışılır.

Mesela, ilk önce karıncaların olduğu yerlere ve geldiği noktalara kahve telvesi dökülür. Bir miktar beklenir. Çünkü internetten gelen bilgi der ki; karıncalar bu kokuyu hiç sevmedikleri için bir süre sonra evinizi terk edeceklerdir. Kısa bir süre içinde görülür ki, karınca sürüsü sevmemek bir yana bu kahve telvesinin içinde geziniyorlar, bir kısmını da yuvalarına taşıyorlar. Demek ki bilgi yanlış.

Tekrar google hazretleri, ve yeni çözüm, hem de videolu. Facebook’ta da var bu çözüm. Milyon kere de seyredilmiş, paylaşılmış. Limonu ikiye bölüyoruz, ters çevirip içine nane ekiyoruz. Karıncalar bundan da nefret ediyormuş. Bir süre sonra karıncalar gitmiyor evden. Farkediyoruz ki sevmemek bir yana karınca sürüsü bu yarım limonların içine yuva yapmaya çalışıyor.

Cif, sarımsak, sirke ve bunlar gibi bir çok çözümü denedikten sonra, tarım ilacı, böcek ilacı gibi şeyler satan bir dükkana gidip danışıyoruz. El cevap: “Tek çare haşere ilacı, nerden çıkarıyorlar bu kahveymiş, limonmuş, naneymiş abicim. Bunun zehirden başka çaresi yok!” Çözüm işe yarıyor. Karıncalardan bir kısmı ölüyor, bir kısmı evi terk ediyor, ve en azından o sene için sorun çözüme ulaşıyor. Bu arada biz de kendimizi kötü hissediyoruz.

O halde bu kadar kahveli, naneli çözüm yolu internette ne geziyor? Aslında bunun cevabı da bu yazının içinde. Sizin kültürünüzde ve inanç dünyanızdaki zayıf ve hassas noktalar, aradığınız çözümleri belirliyor. İnternet tıkından para kazanmak isteyen birileri de size hoş gelecek bir çözümü uyduruyor, evet UYDURUYOR. Diğer tembel para avcıları da bu uydurulan çözümü binlerce, bazen milyonlarca kez bir çok yerde ve sosyal medyada paylaşıyor. Bu yalan yeteri kadar yaygınlaşırsa herkes inanmaya başlıyor. Böcek ilacı satan abiye de kızarak cevap veriyoruz :”AMA İNTERNETTE YAZIYOR” diyoruz. İşi bilene cahil muamelesi yapıyoruz.

İnternetten önce de var olan bu yalanlar, ki şehir efsaneleri de deniyor bazen, teknoloji yardımıyla artık baş edilemez boyutlara ulaşabiliyor. Zaman zaman amaç para kazanmaktan çıkıp, devletlerin propaganda araçlarına, hatta insan hayatına kastedecek boyutlara bile varabiliyor.

Günümüzde bu olaylar, o kadar acayip boyutlara geldi ki, bir iddiaya göre internetteki bilgilerin yüzde doksanının gerçek dışı olduğu söyleniyor. POST-TRUTH kavramı oluşuyor. Yani herkes kendine bir gerçek seçiyor ve o gerçekle yaşamayı seçiyor. Bir türlü de vazgeçmiyor. İnançları ve duyguları neyi gerektiriyorsa o gerçekle yaşıyor. Eğer kahve çözüm olmuyorsa, ya kahvenin bozuk olduğuna , ya kahveyi doğru yerleştirmediğine, ya da karıncaların cinsinin değişik olabileceğine inanıyor. Hatta bilginin doğruluğuna o kadar inanıyor ki bazen, karıncaların karınca olmadığına, internetten gelen bilgilere göre, bunların casus robot karıncalar olduğuna bile inanabiliyor.

Tırışkadan fikrim şu; internette yaşamaktansa, internet ile ya da interneti kullanarak yaşamayı seçmeliyiz. Gerçek bazen üzücü, incitici olsa da gerçektir. Yalan dünya ile baş etmenin yolu, kendi aklımızla, kaynağı belli, kaynağı gerçek bilgilerle yaşamaktır.

T.A.