Orda bir köy var, uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.

Bu güzel şiiri, Ahmet Kutsi Tecer Erzincan’ın Apçağa köyü için yazmış. Çok ta güzel yazmış. Gidilemeyen, gezilemeyen o köyün, o dağların bizim olduğunu söylemiş insanlara. Unutmamak lazım geldiğini, gitmek, gezip tozmak, görmek lazım geldiğini söylemiş aslında. Bu güzel şiirle başlayan tırışka mevzumuz sahiplik, sahip olmak.

Şiirde bahsedilen köye (köylere de diyebiliriz) gitmemeye, görmemeye, gezmemeye devam ederseniz bir süre sonra o köy ya da köyler sizin olmaktan çıkar. Gözden ırak olan zaten gönülden de ırak olur, sevginizi kaybedersiniz. İrtibatınızı kaybedersiniz, hakimiyetinizi kaybedersiniz, bir süre sonra bir bakarsınız köy artık sizin olmaktan çıkmış, belki de yok olmuş.

Köyün sadece turisti olursanız köye sahip olur musunuz? Belki katkınız olur ama en önce sahip olduğunuz şeylere emek vermeniz gerekir. Emek verdikçe daha çok sizin olur, siz de ona ait olursunuz. Bunu insan ilişkileri için bile söyleyebiliriz. Sevdiğiniz insanlara ne kadar emek verirseniz, o kadar birbirinizin olursunuz. Evlatlarınıza verdiğiniz emek kadar onlar sizin evladınız olur.

Üretim ve imalat mevzusunda yazdığımız gibi ne kadar üretebiliyorsanız, eşyalarınız, yaşadığınız yer, ülkeniz o kadar sizin olur. Aksi halde farkına bile varmazsınız ama başkalarının yarattığı, bir türlü sevemediğiniz bir dünyada yaşar durursunuz. Başkalarının ürettiği telefonları kullanır, yabancıların ürettiği arabalara biner, başkalarının ürettiği ayakkabıları ve kıyafetleri giyer, başkalarının sizin için düzenlediği tuhaf bir yaşamın içinde ömrünüzü tüketirsiniz. Başkalarının (üretim ve imalat mevzusunda anlatılan sebeplerle) çoğu zaman sizin topraklarınızda ürettiği ve size yerli diye yutturmaya çalıştığı ürünlere size ait semboller, çıkartmalar, eklemeler, aksesuarlarla (bunlar da çoğu zaman Çin malı ve çakma olur) süsleyip sevmeye çalışsanız da derinden derinden hep bir tuhaflık hissedersiniz. Sonunda; çevrenize, şehrinize, ülkenize, en kötüsü de kendinize yabancılaşır, mutsuz biri olup çıkarsınız.

Bir şeylere sahip olmak sizi hayata bağlar, sağlıklı, mutlu bir birey yapar, Toplumu da müreffeh, mutlu bir toplum yapar. Bir şeylere sahip olmak için de herkesin birbirine, çevresine, ülkesine sahip çıkması gerekir. Bu sahip olma işi de sadece tapusunu almayla bitmiyor. Bir şeylere sahip olmak;

  • emek istiyor,
  • çok çalışmak istiyor,
  • üretmek istiyor,
  • sevgi istiyor,
  • disiplin istiyor,

istiyor da istiyor… Yoksa o köy sizin olmuyor.

Ama o köy sizin mutluluğunuz, hayatınız. Köyünüze sahip çıkın. “O köy” “Sizin köyünüz” olsun.