Devletin en temel üç görevi var;

  • Sağlık hizmeti sağlamak,
  • Güvenlik hizmeti sağlamak,
  • Eğitim hizmeti sağlamak.

Uzun zamandır, Türkiye’de bu temel görevler, toplumdan da ciddi hiçbir tepki görmeden, yavaş yavaş özel sektöre devredildi. Tepki bir yana, neredeyse toplumun tamamına yakınının rızası ve hatta isteğiyle oldu.

Bu özelleşmenin sonuçlarından birisi de sitelerin inşası, çılgın bir hızda çoğalması. Yeni şehirleşmenin olduğu bölgelerde neredeyse site olarak yapılmayan bina yok gibi.

Siteler, kapalı yaşam alanları olarak (ingilizcesi; Gated Community) dünyanın birçok yerinde var. Bir arkadaşım bunların gelişmenin simgesi olduğunu, dünyanın her yerinde olduklarını, ABD’de çoğaldıklarını söylemişti. Bu söylediğine, gelişmenin simgesi olduğu kısmı hariç katılıyorum. Siteler dünyanın hemen her yerinde yapılıyor. Nerede güvenlik endişesi çoğalıyorsa siteler de çoğalıyor. Devlet dünyanın neresinde görevini yapmayı ihmal ediyorsa sitelere talep artıyor. Parası olan kendini kurtarmaya bakıyor.

Aşağıdaki bağlantıda örneğin, Berlin’de açılan 2 site üzerinden Alman toplumunun sitelere bakış açısı incelenmiş. Evet, Almanya’da da siteler var. Sayıları çok az. Büyük şehirlerde 1-2 taneyi geçmiyor. Süper zengin diyebileceğimiz bir kesim yaşıyor. Evlerinde çok kıymetli, sanat eserleri olduğundan, otomobillerini de balkonlarına park ederek bu yaşamı seçtiklerinden bahsediyorlar. Bir başka sitede yaşayanlar ise bir süre sonra, kapıdaki güvenliği kaldırarak sitenin girişini açık bırakmaya karar veriyorlar. Almanlar bu sitelere müthiş bir tepki gösteriyor, bunun zengin fakir ayırımını artıracağından hareketle hakarete varan, sitenin dış duvarlarına yazılar yazarak, ateşler yakarak gösteriler yapıyorlar. Sitede yaşayanları aşağılayarak istenmediklerini söylüyorlar. Ayrıntılar için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz;

https://voxeurop.eu/en/content/article/412161-gated-communities-german-style

Site yaşamı gerçekten Almanların tepki gösterdiği kadar tehlikeli mi, yoksa Türkiye’de sevildiği kadar güzel mi?
Türkiye’de neredeyse herkes, bir sitede ev alıp huzurlu ve lüks bir hayat sürmenin peşinde. Sitelerin çoğalması Türkiye’ye ne getirdi, ne götürdü?

– Sitede yaşadığnızda kendinizi güvende hissediyorsunuz. Kapıda bir güvenlik olması sizin hırsız endişesinden koruyor. Çok yıllar önce mahallelerde bekçiler vardı. Sonra devlet vazgeçti. Şimdi yeni yeni tekrar bekçi uygulaması başlıyor. İşte bu temel güvenlik görevini devletin yeterince yapmadığını hisseden vatandaşlar, yasal düzenlemelerin de oluşmasıyla kendi paralarıyla kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Bir zamanlar askeri lojmanlarda görülen, güvenlik endişeleriyle alınan tedbirler artık her yerde.

Kapalı kapılar ardında bir yaşam…

-Yıllar önce, siteler yokken mahalleler vardı. Çeşitli ekonomik ve kültürel düzeyde insan aynı mahallede yaşar, çocukları mahalledeki okullara giderdi. Her mahallenin okumuşu okumamışı, zengini fakiri olurdu. Şimdi ise çok daha homojen topluluklar oluştu. Aylık gelirleri birbirine çok yakın insanlar, beraber yaşıyorlar, çocukları aynı okula (genellikle özel okullara) gidiyor. Bu durum sizce de toplumu katmanlara ayırıp birbirinden koparmıyor mu? Okullarda kapıcıların çocuklarını ayrı sınıfa koyanları ayıplayan bir toplumdan okulları ayıran bir topluma evrildik.

-Siteler yokken çocuklar sokakta oynardı. Hafta sonları okul bahçesine de giderler orada spor yaparlardı. Şimdi tehlikeli diye kimse sitenin bahçesinden çıkmıyor, çocuklarını çıkaramıyor. Okullar da bahçelerini kullanılmıyor diye paralı otoparklara çevirdi, otoparkçılara kiraladı. Artık okul bahçesine gitseniz de spor yapacak yer yok.

-Her yer askeri lojmanlara döndü. Herkes kendini nükleer bir projenin önemli bir parçası gibi görüyor. Yaşadığı yeri dikenli ve hatta jiletli tellerle çeviriyor, bir taraftan da kendisinin ve ailesinin hapishanesini yaratıyor. Sitelerin tellerine elektrik verilmesine galiba az kaldı. Devlet de bu duruma yasal dayanak sağlayarak destek oluyor.

Hiçbir olay tek başına olmuyor. Sitelerin çoğalması, toplumdaki genel çözülme, güvenlik endişesi ile beraber gerçekleşiyor. Bir sistem olarak özel güvenlik, özel hastane ve özel okullar da bunun bir parçası. Yavaş yavaş, gönüllü olarak parçalanıyoruz, devletin görevlerini taşeronlara veriyor, kontrolden çıkarıyoruz. Kendimizi kurtardığımızı düşünürken, hem hayatı tatsızlaştırıyor, etrafımıza yabancılaşıyor, aynı anda düşmanlaşmaya başlıyoruz. Kutuplaşma dediğiniz başka nasıl olur ki? Bu etkiler kartopu etkisiyle büyürken bu ülkenin, yani bizim çocuklarımıza bölünmüş, birbirine yabancı, sevgisiz, parasını vererek yaptığımız dikenli tellerle örülü bir ülke bırakıyoruz.

Sitesiz, tel örgüsüz mutlu bir hayat dilerim.