Tırışkadan bir mevzu olarak; üretim ve imalat…

Önce tanımlara bakalım TDK’dan;

Üretim : Mal ve hizmetleri bir dizi işlemden geçirerek biçim, zaman ve mekân boyutuyla faydalı hale getirmek veya faydalılıklarını artırmaya yönelik her türlü etkinlik.

İmalat : Hammaddelerin veya aramalların (yarı mamûl malların) bileşimi, niteliği, durumu veya biçiminin değiştirilerek işlenmiş mallara dönüştürülmesi.

Bu iki terimden yola çıkarak bu mevzulara dalmamızın sebebi, güzel memleketimizde bazen imalat yapan firmaların kendilerini üretim yapar göstermeleri. Günlük dilde, iktisat terimi olarak, ya da coğrafi kullanımı değişen bu terimlerin birbirine kasıtlı olarak, ya da bir yarar sağlamak amacıyla karıştırıldığını düşünüyorum.

Bunun gibi bir başka konuda bir tesise, yere ya da herhangi bir şeye kişisel, kurumsal, ya da ülke olarak ne kadar sahip olduğunuzla ilgili, ki bu konuya başka bir makalede yine tırışkadan dokunacağız.

Şimdi tekrar konumuza dönelim… Üretim faaliyetinin bir proses olduğunu düşünüyorum. Yani fikir aşamasından başlayarak, kültürel geçmişinizden, ailenizden, coğrafyadan, kişiliğinizden, eğitiminizden kaynaklanan etkenlerle ilgilidir ne kadar üretim yapabildiğiniz, ya da yapıp yapamadığınız.

Malum, memleketimizde on yıllar önce kurulmuş ve hala faal olan otomobil fabrikaları mevcut. Hep söylenegelen bu fabrikalarda önceleri montaj sanayi ile başlanan faaliyetlerin kendi yerli otomobilimizi yapma kabiliyetimiz ile sonuçlanması amaçlanıyordu. Fakat sonuç olarak, Anadolumuzda, Muradımıza eremeden kurulan fabrikamızda İtalyan marka araba üretmeye başladık. Bizim dediğimiz markalar ise fabrika kapısında bir isim olarak kaldı. Kimisi de kafasına kazıttı.


Foto : instagram

Bu saydığımız markalar, ve hatta daha fazlası, yani fabrikaları ülkemiz sınırlarında kurulmuş olup markalarını değiştirmeyen diğerleri de dahil, kendilerini yerli otomobiller olarak tanıttılar. Yerli derken, bunların hepsinin bizim üretimimiz olduğu söylendi. Pekala, bu arabaları biz mi ürettik ve üretiyoruz? Bir ülkede fabrika kurmak ile bir ülkenin fabrika kurması aynı şeyi mi ifade eder,  yoksa bu iki mevzu birbirine çok uzak iki hadise midir? Bu mevzudaki kritik nokta nedir?

Konuya otomobil üretimi açısından yaklaştık ama aslında anlatmak istediğim genel olarak üretim kavramının nerede başlayıp nerede bittiği. Fabrikası Çin’de diye Apple bir Çin markası ya da iphone Çin malı mıdır? “Made in China” yazan ürünleri Çin mi üretiyor, yoksa sadece imalatını mı yapıyor?

Sanıyorum buradaki kritik nokta, bu üretimin elemanlarının hangisinin eksikliğinin üretimi durduracağıdır. Dikkat buyurursanız imalatını demiyorum. Örneğin, hammaddesini de bulursanız, ülkenizdeki fabrikada en son ne imal edilmişse sonsuza kadar imal edebilirsiniz. Yani, en son imal ettiğiniz 2018 model otomobili, satabildiğiniz kadar (hukuki, marka, pazarlama sorunlarını aşabilirseniz, muhtemelen sadece yurtiçine), hatta sonsuza kadar imal edebilirsiniz. Ancak Ar-Ge faaliyetlerine hakim, ürünün felsefesini oluşturmuş, vizyonunu oluşturmuş ekip üretim faaliyetinden çekildiyse, kendi kendinize 2050 yılında da hala 2018 model aracı imal edip durursunuz.


Foto : instagram

Buradaki sorun sizin üretim faaliyetindeki değerinizdir. Ülkenize yatırım yapan firmalar, ülkenize değil, ülkenizde yatırım yaparlar. Size değil sizin arazinizde kendi geleceklerine yatırım yaparlar. Yatırımcı sizi daha değerli yapmaz. Değerinizi artırmak sadece sizin elinizdedir. Yatırımcı siz değerli iseniz gelir yatırım yapar. Çoğunlukla da değersizliğinizi satarsınız üretebilen ülkelere. Ucuz işgücü sunarsınız kısacası. Yüksek teknoloji gerektirmeyen basit işleri ucuza size yaptırırlar. Ya da siz müsaade ettiğiniz için sizin ülkenizin doğasını kirleterek daha ucuza üretirler. Bunlara işgücü sömürüsü de diyebiliriz, çevre katliamı da. Siz ülkenizde üretim yaptığınızı düşünürken birileri sizi ve ülkenizin doğasını sömürerek sizin ülkenizde üretim yapar. Siz üretim yapamadığınızı ancak üretici firma fabrikasını kapatıp daha uygun şartlarda başka bir ülkeye gittiği zaman anlarsınız. Fabrika taşındıktan sonra, binaları artık sizin için büyük ihtimal sadece bir depo olarak işlev görecektir.

Burada kabahat tabii ki üretende değil. Siz ülke olarak üreten tarafı bende uygun ortam var diye davet etmişsiniz. Hatta ülkenizden bazı firmalar bu yolla büyümüş ve servetlerini artırmış, fakat bu zenginleşme siz ortalama vatandaşa pek uğramamış. Ülke olarak yapamadığınız şey, gözünüzün önünde gerçekleşen üretim faaliyetini bir türlü öğrenememiş olmanız, yaptığınız imalatı üretim zannederek kendinizi kandırmanız.

Yani tırışkadan bir fikir sahibi olarak demem o ki; üretim denen mevzu;

  • zihniyet değişikliği ister,
  • vizyon ister,
  • çok çalışmak ister (çalışma ile debelenme arasındaki fark mevzusuna bir ara yine değineceğiz),
  • kültür değişimi ister,
  • uzlaşma ve beraber çalışabilme yeteneği ister,
  • koordineli çalışabilme yeteneği ister,
  • plan yapabilmeyi (plan sahibi olmayı değil) ister,
  • ülkenize sahip olmayı ister,
  • kalite, kontrol, değerlendirme, denetleme kavramlarının yerleşik olduğu bir kültür ister,
  • hayal kurabilme yeteneği ister (hayal kurma ile hayal görme farkını da anlatalım bir ara..)

Velhasılı, ister de ister…